Site Rengi

DOLAR
7,4294
EURO
8,9820
ALTIN
412,55
BIST
1.471
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
13°C
İstanbul
13°C
Parçalı Bulutlu
Pazar Sağanak Yağışlı
9°C
Pazartesi Yağışlı
8°C
Salı Yağışlı
7°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
10°C

Davos’tan gelen meydan okuma

CEYDA KARAN 2021.02.15 08:16 ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden dış politika mesaisine ‘Amerikan liderliği ve diplomasisini geri getirme’ şiarıyla başladı…

Davos’tan gelen meydan okuma
15.02.2021 09:26
0
A+
A-
author
CEYDA KARAN

2021.02.15 08:16

ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden dış politika mesaisine ‘Amerikan liderliği ve diplomasisini geri getirme’ şiarıyla başladı. ABD’nin ‘müstesna ülke’ olma inancına dayalı bu anlayışın karşısındaki meydan okumanın niteliği ve geliştirilecek yanıtlar, hepimizin akıbetini yakından ilgilendiriyor.

Pandemi ve küresel iklim değişikliği eşliğinde, neoliberal modelin dünya çapında yarattığı kaosa deva olacak bir reçete sunan değil. AB gibi kayda değer bir uluslar-üstü projenin iç çelişkileri ve süreklileşmiş kriz hali, pandemi koşulları ve Brexit’le birlikte daha görünür oldu. ABD’nin Trump sonrası Biden ile yeni oluşturmaya çalıştığı ve ‘Amerikan hegemonyasının düşüşünü’ aksine çevirmeye odaklı dış politikası ise, çoktan kaygı verici. ABD elitlerinin Çin ve Rusya ile ‘çatışmacı retoriklerine’, askeri çevrelerde giderek yüksek sesle anılan ‘nükleer seçenekli’ savaş senaryoları eşlik ederken, önümüzde tüyler ürpertici bir resim beliriyor. ABD Donanma Enstitüsü için Stratejik Komutanık Başkanı Amiral Charles Richard’ın Rusya ve Çin ile bir nükleer savaşın reel bir olanak olduğunu dile getirmesini özel olarak not etmeli.

Bu koşullarda küresel gidişata dair dikkatlerden kaçırılan mesajlar, Batı bloğunun ‘hasım’ olarak andığı cepheden geldi. Pandemi koşullarında Dünya Hesaplı Forumu ocak ayı sonunda bundan böyle hemencecik her etkinlikte yapıldığı gibi büyük ölçüde sanal alemde gerçekleştirildi. Pandemi ve küresel ekonomiye etkileri; çevresel, sosyal ve teknolojik meydan okumaların yarattığı kompleks sorunlar aleyhinde ‘bağımlı bir dünya’ bulunmasından hareketle vizyonların ortaya konulması hedeflendi. Öne çıkan gündem ‘Büyük Reset’ (sıfırlama) eşliğinde, ‘4’üncü sanayi devrimi, kapsayıcı kapitalizm’ tartışmalarıydı.

Davos’un online katılım sağlayan iki favori konuşmacısı vardı: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile, Çin Devlet Başkanı Şi Jinping.

İki liderin de konuşmaları ‘çok taraflılık, içişlerine karışmama, milletlerarası hukuk temelinde eşit ilişki’ vurguları itibarıyla örtüştü. Farklılaşan yanları yetersiz değildi. Çin lideri son yıllarda ‘küreselleşmeyi sırtlayan’ ad olarak bu cins platformlarda çokça dinlenmişti. Putin’in ise 12 yıl sonra böylesi bir uluslararası platformda yer alması ilgi çekiciydi.

MÜNİH 2007’DEN DAVOS 2021’E…

Rusya liderinin nüfuzlu 80-100 kadar elit önünde video konferans yoluyla yaptığı kamuya açık hitabe, meşhur ‘Münih 2007’ ile kıyaslanabilecek nitelikteydi. (Kimileri Stalin’in namlı ‘Erkek ve kız kardeşler’ konuşmasıyla da kıyaslıyor). 2007 Münih, Putin’in Rusya Federasyonu adına Batı’nın meydan okumasını kabul ettiğine göze çarpan etmişti. Özü şuydu:

“Biz saldırmadık, saldırıya uğradık. Barış önerdik fakat düşman savaşı seçti. Teslim olmayacağız, savaşı kazanacağız. Fazla geç olmadan, aklınıza başınıza toplayıp saldırganlığı durdurmanızı tavsiye ederiz.”

Bu çıkışa Münih’te gülüp geçenler, 2007’yi takiben NATO’nun Rusya’yı çevreleme hamlelerinin hepsine Moskova’dan yanıtlar üretildiğini gördüler, bunlarla iştigal etmek zorunda kaldılar. bir hayli de zorlandılar. Kritik tarihler, Gürcistan 2008, Ukrayna/Meydan 2014, Suriye 2015 olarak verilebilir.

Putin’in 12 sene sonra ilk olarak icabet ettiği ‘Davos 2021’ konuşmasına bakıldığında Rusya liderinin ‘bu kapışmanın’ sonuçlarından hareketle bir nevi ‘Yalta’ önerdiği söylenebilir. Esas unsurları şunlar:

+ Pandemi dünyada var olan eşitsizlikleri katladı. Daha da beter olacağını düşünmemiz için her var. Kimi uzmanlar durumu 1930’larla kıyaslıyor.

+ Son 15-20 yılda ABD’de günde 5 dolardan aza yaşamış yoksulların sayısı 1.5 kat artarken, Çin’de 4 kat, Rusya’da 12 kat azaldı.

+ Neoliberal model insanlığın karşılaştığı felaketlerle baş edemez. Bu model dengesizdir. Göç krizleri de dahil son gelişmeler bunu bir kez daha teyit etti. Kriz koşullarında devletlerin idareli yaşamdaki rolü kuvvetlenmek durumunda. Özel girişim devletin yerini alamaz. Kar maksimizasyonu arayışı kamu çıkarı ile çatışmaz, bunu temin etmek devletin görevi. Halk, böyle bir hesaplı politikanın arabulucu değil, niyet olarak görülmelidir.

+ Idareli eşitsizlikler derin sosyo-politik sorunlar yaratıyor, toplumu bölüyor, sosyal, ırksal ve etnik hoşgörüsüzlüğü tetikliyor. Popülizmi, sağ ve sol radikalizmi artırıyor.

+ Büyük teknoloji şirketlerinin devletlerle rekabet halinde küresel politikaları devralmasına izin verilemez.

+ Mali, teknolojik ve siber alanlarda itaatkar uydu rolü oynamayan ülkelere zorlama, ticari engellerin kullanımı, meşru olmayan yaptırımlar ve kısıtlamalar daha da agresifleşiyor.

+ Kuralsız böyle bir oyun, tek yanlı askeri güç yararlanma riskini artırır. İç hoşnutsuzlukların ‘dışarıya yansıtılmasıyla’ zor kullanımı zemini yaratılabilir. 20. yüzyılda sorunlara esaslı çözümler bulgu konusundaki yetersizlik ve isteksizlik İkinci Dünya Savaşı felaketine yol açtı.

+ Açıktır ki, merkezi ve tek kutuplu bir dünya düzeni yapı girişimleriyle benzer dönem sona erdi. Dürüst elde etmek icabında, bu dönem başlamadı bile. Bu yönde yalnızca bir girişimde bulunuldu, lakin bu da bundan böyle tarih oldu. Bu tekelin özü, medeniyetimizin kültürel ve tarihi çeşitliliğine zıt düştü.

+ Milli hedeflerimize ulaşırken, en geniş milletlerarası işbirliğine açığız.

BU DEFA DİNLEYİCİLER GÜLMEMİŞ

Riayet o ama, Davos’ta dinleyiciler bu defa Putin’e Münih’teki gibi gülümsemek yerine kapalı toplantıda onu kulak vermek için tescil kuyruğuna girmişler.

Putin’in konuşması, özünde küresel kapitalizmin krizine karşı ‘Westfalyan ve Keynesyen’ modelle çözüm öneriyor. Bu aynı zamanda da neoliberal sisteme ve bayraktarlığını yapanlara meydan okuma özelliğinde. Pandemi koşullarında o kadar fazla Batılı devletin devreye sokmak zorunda kaldığı önlemler düşünülürse, ‘realist’ olduğu şüphesiz. Dünyada başat sosyo-ekonomik model ve krizine ne kadar tedavi olabileceği ise tartışmalı.

Şİ’NİN KÜRESELLEŞME VURGULARI

Çin lideri ise son yıllarda bu tür küresel platformlarda çokça dinlendi. Davos konuşmasındaki ‘küreselleşme’ vurguları şüphesiz Putin’le tezat teşkil ediyor. Söylemleri daha ‘evrensel’ ve ‘idealist’ izlenimi yarattı bende. ‘Küresel’ ifadesini en düşük 34 defa, ‘küreselleşmeyi’ 5 defa andı. Çin’in ekonomik mucizesinin zemini düşünüldüğünde, anlaşılır.

Ancak Şi de ‘tüm aktörler için, teknolojik bilimsel ilerleme ile sürdürülebilir idareli kalkınma ve uluslararası ilişkilerde bir nevi sosyal politik sözleşmeyi’ vurguladı. Uluslararası hukuk kurallarının bulunmadığı bir zeminde ‘orman kanunlarının’ geçerli olacağının altını şu sözlerle çizdi: “Antik Çinliler hükümet etmenin en kayda değer temelinin hukuk olduğuna inanırdı. Uluslararası hükümet etme, kurallar ve aramızdaki konsensüse dayanmalı, bir veya bir kaç ulusun verdiği emirlere yok. BM Şartı en temel ve evrensel olarak devletler arasındaki ilişkilerin kurallarını tanımlıyor. Uluslararası hukuk ve kurallar olmadan dünya bu hukukun gerisine, bir orman yasasına düşer ve sonuçları insanlık için faciaya eş olur.”

Kısaca, iki lider de Davos vesilesiyle kendilerini ‘müstesna ülke’ görenlerin perspektifini diğerlerine emir etmesini dışlamakta ortaklaşmış görünüyor.

AMERİKAN PERSPEKTİFİ

ABD’nin Davos’u ‘meydan okuma’ olarak alacağı açık. Davos’tan birkaç gün önce Dışişleri Bakanı Blinken bakış açılarını şöyle ifade etmişti:

“Amerikan liderliği hala önemlidir. Biz liderlik etmediğimizde, muhtemelen iki şeyden biri olacaktır. Ya diğer bir ülke çıkarlarımızı ve değerlerimizi ilerletecek türden olmayacak şekilde, yerimizi almaya çalışıyordur yoksa belki onun kadar kötüsü, bunu kimse yapmayacaktır ve o zaman kaosla aleyhinde karşıya kalınacaktır.”

Nitekim Atlantik Konseyi’nin Biden’a sunduğu ‘strateji belgesi’, idareli planda daha büyük meydan okuma görülen Çin’i odağa alarak ‘çatışmacı çözüm’ önerirken, Rusya ile Çin’in arasını açmaya dayalı bildik formülü tekrarlamakta. Bir defa daha Moskova ile Pekin’e, ‘acaba hanginizi hedef seçsek…’ algısı sunmakta. Bu kere alıcısı var mı bilinmez.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.