Site Rengi

DOLAR
7,5684
EURO
9,0200
ALTIN
412,96
BIST
1.542
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Az Bulutlu
Cumartesi Sağanak Yağışlı
13°C
Pazar Çok Bulutlu
9°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
9°C
Salı Parçalı Bulutlu
13°C

‘Merkez’in yanlışları aşırı sağı besliyor

Merkez sağ ve sol partilerin kitlelerden kopması, egemen sınıfların çıkarlarını gütmekten halkın taleplerine eğilmemesi, daha alçak tabakalara hitap eden Wilders hareketine zorlama sağlıyor…

‘Merkez’in yanlışları aşırı sağı besliyor
10.02.2021 08:57
0
A+
A-

Merkez sağ ve sol partilerin kitlelerden kopması, egemen sınıfların çıkarlarını gütmekten halkın taleplerine eğilmemesi, daha alçak tabakalara hitap eden Wilders hareketine zorlama sağlıyor. Peki, neofaşizme aleyhinde nasıl bir uğraş hattı izlenmeli.

‘Merkez ’in yanlışları aşırı sağı besliyor

HAZIRLAYAN: ZAFER AYDOĞDU

Hollanda ’da 15 Mart 2017 ’de yapılan seçimler bir bakıma tarihi dönüm noktası ya da kırılma noktası olarak tarihe geçti. Hiç bu kadar kitlesel desteği gerisinde bulamayan faşist hareket, birincil defa Wilders yapılanmasıyla birlikte kitleselleşerek iktidara talip oldu. Yeni ırkçı partilerin kurulması ile bir ara gerilediği düşünülen Bağımsızlık Partisi-PVV, 2021 seçimlerine içten yol alınırken her tarafta hamle yapmış bulunuyor. Popülist hareket olarak tanımlanan Wilders hareketinin söylemi ve üslubu alışılmışın dışında. Alt tabakaların diliyle hitap etmesi, elit ve harmoni içinde hareket eden partileri kuvvet duruma sokuyor. Gerek orta-sol ve sağ olmak üzere çoğu parti, kitlelerden kopmuş (elit ve bürokratik olmuşlar), sürekli krizlerin gölgesinde baskın sınıfların çıkarlarını gütmekten, halkın taleplerine eğilmiyor. Sivil toplum ve sendikal örgütlenmelerin de zayıflaması önemli bir faktör.

Idareli pozisyonu fazla cılız olan, krizde ve yapılan kısıtlamalarla birçok kazanılmış hakkını kaybeden kitleler, orta-sol ve sağ partileri, içinde bulundukları durumdan sorumluluk sahibi tutuyorlar. En son liberaller ve sosyal demokratların birlikte oluşturdukları koalisyon döneminde (2012 – 2017), ülkeyi krizden kurtarma adına, tarihin en acımasız kısıtlamaları yapıldı. Bir bakıma 2008 ’de başlayan finans krizinin faturası yoksul, dar gelirli kitlelere ödetildi. Hem de sosyal demokrat bakanlar yoluyla, sosyal devlet tırpanlandı, arta kalanlar da ortadan kaldırıldı. Kitleler “sol” tarafından ihanete uğradıkları algısına kapıldı ve topluca sağa yöneldi. En büyük sol parti olan, İşçi Partisi ’nin-PvdA 2012 seçimlerinde elde ettiği 39 milletvekili 2017 ’de 9 ’a düştü. Sol halen içine düşmüş olduğu krizden bir türlü çıkamadı.

SOLUN BOŞLUĞUNU FAŞİSTLER DOLDURUYOR

Hâlihazırda varolan partilerin bıraktıkları boşluğu dolduran PVV (laik ve sol söylemleri de kullanarak) işçi kitlelerin tercihi olduğunu ifade ediyor. Oysa özünde ırkçı-milliyetçi ve şoven bir parti olarak ayrı uluslardan oluşan Hollanda işçi sınıfının gündemini çalıyor. PVV katiyen hiçbir şekilde toplumsal ve siyasal sorunlara cevap vermiyor. Bugüne kadar savunduğu söylemlerle toplumun hiçbir sorununu çözecek önerilere ve fikirlere sahip değil. Geniş yelpazeyi içinde barındıran sol bir hareketin yaratılamaması, PVV ’nin başarılı olmasının önünü açıyor. PVV seçmenlerinin birçoğunun bir zamanlar sosyal demokrat veya sol partilere oy verdiği göz önünde bulundurulacak olursa, bu kitlelerin niçin sağa savrulduğu sorusunu sormak gerekiyor. Şüphesiz bir diğer etken de, alışılmış anlamda demokrasilerin sönmesidir. Depolitizasyon seçmenlerin katılımını negatif etkilemekte. Sol partilerin kadroları genel olarak ihtiyar kuşaklardan oluşmakta. Bu seçmenler içinde geçerli.

Toplumun en alt tabakasını oluşturan kitleler bir taraftan ülkelerinin etnik ya da inançsal olarak değişmesini dahası da içinde bulundukları sosyal koşulları anlamakta zorlandıkları için, onların sorularına çok kolay yanıt veren Wilders ’e sempati duyuyor. Şehirlerin nüfus istatistiklerine göre yapısının değişmesi, keza sosyal ve iktisadi sorunları da beraberinde getirmesi, çoğu kesimi rahatsız ediyor. Hele de bu kesimler göçmenlerle benzer toplumsal ve sınıfsal konuma sahipseler. Aynı mahallelerde ve varoşlarda oturuyorlarsa komşu olarak. Birlikte yaşamanın önü kesilince (hesaplı kısıtlamaların da etkisiyle), kitleler çabuk orta-sol ve sağdan uzaklaştı. İzlenen göçmen politikasının ve kitlelere aktarılma tarzının yanlışlığını da göz önünde bulunduracak olursak, Wilders gibi bir şahsın niçin başarılı olduğu daha iyi anlaşılacak. Wilders bununla birlikte AB ’ye karşı milliliği ve yerliliği savunuyor. Belçika ’nın Hollandaca konuşan kesiminin Hollanda ile birleşmesini talep ediyor. Keza popülist politikaları da savunuyor; Bazı vergilerin azaltılması veya kaldırılması, emeklilik yaşının aşağılara çekilmesi gibi.

HAZ GELENEĞİ ARTIK TARİHE KARIŞTI

Diğer önemli bir tespit ise göçmen kitlelerin paralel birer toplum olarak yaşamaları, kendi dünyalarını yaratmaları. Yerliler ve yabancılar arasında kaynaşmanın ya da kültürel buluşmanın olmaması, halihazırda var olan önyargıları güçlendiriyor. Sosyo-idareli sorunların da artmasıyla ve keza Fortuyn gibi kimselerin de alenen bambaşka din ve kültürden insanların inanç ve kültürlerini eleştirmeleri, Wilders ilk önce almak üzere bir sonraki kuşak politikacıların önünü açtı. Hollanda toplumunda öteden beri varolduğu iddia edilen hoşgörü geleneği, tarihe karışmış ve bundan böyle hayalet hapsedildiği şişeden çıkmış ve yeniden da şişeye dönmeyecek. “Entegrasyon sorunları”ndan doğan hoşnutsuzluklardan ötürü, ırkçı partiler durmadan sol partileri suçluyor. Yabancılara sert davranmadıkları, oysa onların tarihi değerlere uymadıklarını, bu konu ile alakalı olarakta sol ya da sosyal demokratların çok yumuşak davrandıklarını, ileri sürüyor PVV ve çevresi. Şüphesiz yabancılara daima pederşahi bir nazardan bakılıyor. Laf konusu görüntü açısının temelinde yatan hitabe, Hollanda ’nın sömürgecilik geçmişinden kaynaklanıyor. Üst perdeden takınılan bir tavır bu. Öteki bir tabirle, ‘biz bu ülkenin yerlileriyiz, siz yabancılar bize tabisiniz ve kurallarımıza uyarlamak zorundasınız, bizi dinlemezseniz, çekip geldiğiniz yere gidersiniz ’.

Son 10–15 sene zarfı içinde meydana çıkan çoğu sert yasa ve yöneltmeliklerin temelinde bu bakış açısı yatıyor. Bir bakıma ırkçı söylem ve eleştirilerin önüne geçme namına, sol ve sağda birçok parti üsluplarını değiştirerek, izledikleri politikalara bu tarzı taşıdılar. En son olarak Hollanda başbakanın söylemleri ya da soldan Ahmed Aboutalep gibi (Rotterdam ’ın İşçi Partili, Fas-Müslüman kökenli belediye başkanı) kimselerin sert ve ötekileştiren tavırları, Wilders ’in ekmeğine yağ sürüyor. Bir Takım göçmen kökenli vekillerin kendi asıllarını inkâr eden politikalar izlemeleri ve söylev takınmaları, solu daha da sağa yaklaştırıyor. Etnik ve inanç temelli ayrışmalar körükleniyor. Bugün, Müslüman ve Türkiyeli kitlelerin bir bölümü ‘Denk ’ adlı (Faslıların ve Türklerin oluşturduğu) partiye oy veriyorlar. Genel Olarak sınıfsal konumlarından dolayı sol partilere oy veren bu kesimler, bundan böyle soldan uzaklaşmış bulunuyorlar. Bu durum ırkçı sağı daha da güçlendiriyor.
Bütün bu gelişmeler Wilders ’i engelleme şöyle dursun, daha da cesaretlendirmiş ve ağır ağır bu faşist hareketi iktidara taşıyor. Wilders iktidarda olsun ya da olmasın, her zaman Hollanda siyaseti üzerinde bir gölge, etkileyici etmen, olarak devam edecek. Misal olarak, 2010 – 2012 ’de kurulan kabinede dışardan destek vererek, birçok taviz almış ve etkili oldu. Bu program halen uygulanıyor. Önümüzdeki dönemde ilk kez Türkiyeliler elde etmek üzere öteki tüm ırksa unsurlara bunun etkileri yansıyacak.

Liberal Parti ’den (VVD) doğan Wilders hareketi, nur topu gibi yeni bir hareketin de doğuşunu tetikledi: ‘Thierry Baudet veya Boreal bir hareket olarak Demokrasi için Forum (FVD) partisi. ’ ’ Hyperoborea, Ultima Thule veya Kuzey Atlantik toplumu gibi (Cermen mitleri), bunlar daha esoterik ve felsefi ırkçı, üstün beyaz ahali teorilerinin her yerde hortlatan yapılanmalar. Bugün Hollanda ’da bu tür yapılanmaların, hafıza özgürlüğünü sömürerek, İslam düşmanlığını hortlatması, gerçekten yeni bir antisemitizm, ırkçı ve faşist yapılanmanın ortaya çıkmasını sağlıyor. Laf konusu bu son hareket, daha ince ve entelektüel bir görünüm açısıyla sağ ve ırkçı hareketin hacmini genişletiyor.

merkez-in-yanlislari-asiri-sagi-besliyor-839832-1.

***

Faşizme aleyhinde ne yapmalı?

Geert Wilders ile uğraş sadece onun argümanlarını ortadan kaldırmakla olmaz. Çünkü asıl Wilders ’ı besleyen toplumsal ortamdır. Wilders hareketini yalıtmak ve içeri almamak da çözüm değil. Böyle bir hitabe kendisinin (fakat zaten o kadar yapıyor) mağdur olduğunu (ötekileştirildiğini vs.) ileriye sürecekt. En azından böyle bir algı kamuoyunda oluşacak. Wilders ’in ortaya çıkışı, keza kişisel keza de siyasal mağduriyet algısından ötürü. Ailesinin geçmisi sömürgecilik
yılları ile alakalı. Endonezya ’yı terk etmek zorunda kalan varlıklı ve idareci konumdayken Hollanda ’ya döndüklerinde şiddet koşullarda yaşamış bir ailenin mağduriyet hikayesine dayanıyor. İslamla sorunu biraz da kişisel bir travmanın neticesi. Bir tarafının Musevi kökenli, diğer tarafının da Hollandalı olması, siyah saçlarını sarıya boyaması, onun adeta psikolojik bir vaka olmasını sağlıyor. Gençliğinde sosyalist harekete mensup olması ve daha sonra da VVD saflarında parlaması, Wilders ’in karakterini oluşturuyor. Siyasal söylemlerinde bu “melez ’ ’ ideolojiyi görmek muhtemel. Yıllardır uygulanan neo-liberal politikalardan nedeniyle yoksullaşan kitlelerin mağduriyeti ile kendi mağduriyetini bir noktada birleştirerek gerçekte neo-liberal düzeni kurtarıyor. Faşist hareket enternasyonal tarzda örgütleniyor. Fransa ’da,

Avusturya ’da, Almanya ’da, Hollanda ’da, Macaristan ’da, Bulgaristan ’da; kısacası bilumum Avrupa kıtasında, bitmiş örgütlenerek serpilip gelişmekte. Laf konusu neo-faşizm kendisini kamufle edebilmek için düşünce özgürlüğü arkasına sığınarak, yabancı karşıtı bir söylemle, Batı-Avrupa ’da Müslüman kitlelerin sayısının görece fazla olduğu ülkelerde kitleleri harekete geçiriyor. Umulan 11 Eylül ve sonucunda ABD ’nin yaratmış olduğu süreci de sonuna kadar sömürerek Avrupa ’da eski hayalet baştan hortlatıldı. Pim Fortuyn ’ün, “artık cin şişeden çıktı ’ ’ dediği şey, gerçekte faşizmdi. Şimdilerde lüzum Wilders ’in gerekse Baudet ’in dilinden düşmeyen söylemlerle tekrar canlanıyor. Ötekileştirme süratle devam ediyor. Sistematik, yapısal bir hal alıyor. En son aidat dairelerinin son 10 yıldır bazı göçmen grupları (Faslı ve Türkiyeli), çocuk bakımları için verilen ödeneklerde kanunsuzluk zannı aşağıda bırakarak (fişleyerek), on binlerce aileyi mağdur etmesi, Hollanda gibi demokratik bir ülke için açıklanamaz bir olgu. İktidar partileri bu suça sahip çıkmazken, bilinmektedir ki, tüm bu olaylarda PVV ’nin yükselişinin doğrudan etkisi bulunuyor. Çünkü bu hareket iktidarın devlete ait olmayan ortağı, ikizidir!

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.